| AYDIN CINGI: AVRUPA YİNE ŞAŞKIN |
|
|
|
| Perşembe, 22 Temmuz 2010 |
|
Bu düzenleme, memurlara grev hakkına yol açması bir yana, bu yolu bütünüyle kapatma sonucuna daha yakındır ve 12 Eylül generallerinin bu yolla yargılanabilecekleri de yoktur. Bu tür yanlış yorumlara da düşen Avrupalı dostlarımızın aslında hiç göremeden geçtikleri şey, taslağın esas amacıdır. Bu amaç, bir dizi başka olumlu maddeye sarılıp sarmalanarak seçmenin dikkati başka yönlere çekilmekle birlikte, Anayasa Mahkemesi ve HSYK gibi iki temel yargı kurumunun yapısını mevcut iktidarın dileği doğrultusunda oluşturmaktır. Demokratik dengelerin bozulma riski ve AKP’nin mutlak iktidarına tehdit gibi gördüğü yargı denetimini ortadan kaldırma çabası, yabancı dostlarımızın demokratik algısına ciddi olarak sunulmalıdır. Esasen bu demokratik sigortanın, mevcut Cumhurbaşkanı’nın seçeceği yüksek yargı üyeleri elinde ne hale geleceğini anlamak için YÖK uygulamalarına ve rektör atamalarına bakmalarını sağlamak yeterlidir. Batılı dostlarımızın dikkatlerinden kaçtığı saptanan bir başka husus da, Venedik Komisyonu’nun 70. Genel Kurulu’nda önerilen şu ilkedir: “İçerik birliği, özgür oy iradesinin önemli bir gerekliliğidir. Seçmenler, aralarında içkin bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Bir metinde yapılacak değişiklik çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa, halka bir dizi soru sorulmalıdır.” Avrupalılar, AKP’nin, YÖK ve RTÜK vb. gibi “tipik 12 Eylül kurumlarıyla”, tam da 12 Eylül Anayasası güya ortadan kaldırılırken niye ilgilenmediğini sorgulamalıdır. AKP’nin, demokrasi kaygısı bir yana, niye sadece ve sadece kendine tabi kılmak istediği kurumlarla uğraştığı iyi anlaşılmalıdır. Öte yandan Avrupa’nın, yolsuzluk konusu bu denli gündemde iken dokunulmazlık deyince tüyleri ürperen AKP iktidarı ile TBMM kürsüsü dışında dokunulmazlıkların kaldırılmasını öneren muhalefet partisine farklı gözle bakmasını beklemek hakkımızdır. AB, millet iradesini hiçe sayan %10’luk barajın düşürülmesi yolunda girişim yapan CHP’yi desteklemelidir. Tersine, barajın düşmesini engelleyen AKP’nin toplumun tümünü esir alma yönündeki adımlarını “reform paketi” diye tanımlamadan önce de bir kez daha düşünmelidir. Bir iktidar kadrosu ve bir başbakan düşünün ki, kendi sınırsız egemenlik eğilimlerine set çekme potansiyeli taşıyan tüm Cumhuriyet kurumları ve onların temsilcileri ile yıllardır bağıra çağıra kavga etsin; çok sıradan çevrelerden gelip en zengin devlet adamları listesine girsin! Haydi bütün bunlar Avrupa’ya bir şey açıklayamamış olsun; ama, Başbakan’ın, basını yıldırarak kendine tabi kılma ve özel yetkili mahkeme hukuksuzluklarına kol kanat germe çabaları ve de “Biz Batı’dan ilim değil ahlaksızlık aldık” sözleri, dış politikadaki son dönem yalpalamaları da ortada. Bütün bunlardan sonra Avrupa’nın, AKP ve önderinin demokratlığı ve Batı’ya dönüklüğü konusunda sağlıklı bir yargıya vardığı düşünülebilirdi. Ne var ki, gerçekler yine de yeterince algılanamamış görünüyor. Doğruları herkese bıkmadan usanmadan anlatmamız gerek. Ana muhalefetin, Avrupalı kardeş partilerle ilişkileri yıllardır ihmal ettiği biliniyor. Belirli sivil toplum kesimlerinin bu eksiği giderme çabaları ise yeterli olamıyor. Oysa iktidar, elindeki olanakları dış ilişkiler alanında sürekli kullanıyor. Bu kadar haklı olup da bu ölçüde anlayışsızlıkla karşılaşmak ve de iktidarın bu denli samimiyetsiz davranışlarının destek görebilmesi; bütün bunlar kabul edilebilir olgular değil. Türkiye sosyal demokratlarının sabırlı ve etkin çabaları iyi niyetli Avrupalı dostlarımızın gerçeği görmelerine, kuşkusuz ki, yardımcı olabilecektir.. Aydın Cıngı, SODEV Eski Başkanı |










